49. Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
49. Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
﴿٤٩﴾
Bu onlar için burada güzel bir övgü ile bir anmadır. Elbette takva sahiplerinin amel eden kulların âhirette dönüp varacağı yer, elbette güzel (bir mevki) dir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Bu bir hatırlatmadır. Allah korkanlar için varılacak güzel bir yer vardır.
Kur'an'da güzel övgülerle övülenler için bu bir anmadır. Şüphesiz Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanlar için ahirette dönüp varacakları güzel bir makam vardır.
İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
Bu bir hatırlatmadır. Kuşkusuz Allah’a itaatsizlikten sakınanlara çok güzel bir gelecek, kapıları kendilerine ardına kadar açılacak adn cennetleri vardır.
İşte bu, (anlatılanlar, onlar için) bir şereftir. Elbette takva sahibleri için dönüb varılacak güzel bir yer var.
Iste bu guzel bir anmadir. Dogrusu Allah’a karsi gelmekten sakinanlara guzel bir gelecek vardir.
İşte bu (anılar) bir öğüt ve hatırlamadır. Şüphesiz ki (Allah’tan) korkup (fenalıklardan) sakınanlar için dönülecek güzel bir yer ve yurt vardır.
İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
Bu,(peygamberler için bir şeref ve) bir zikr (-i cemîl) dir. Takvâye erenlerin dönüb varacağı yerde elbette güzel (bir merci) dir:
Bunlar bir öğüttür. Şüphesiz muttakîler için güzel bir gelecek vardır.
Bu bir zikirdir. Ve muhakkak ki muttakiler için güzel bir sonuç vardır.
(49-50) İşte bu, bir şereftir. Ve şüphe yok ki, muttakîler için elbette güzel bir varılacak yer de vardır. Adn cennetleridir. Onlar için kapıları açılmış olarak.
Bu bir hatırlatmadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır.
İşte bu bir zikirdir, bir hatırlatmadır. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir âkıbet vardır.