46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.
46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.
﴿٤٦﴾
Çünkü biz onları temiz bir hasletle halis kıldık. Ki, o haslet de âhiret diyarını hatırlamaktır. Yani onu hatırda tutup onun için çalışmaktır. Âyet-i kerîme’de geçen “ Bi halisatin” lâfzı, bir kırâatte mabadine muzaaf olarak okunmuştur? Bu durumda izafet beyan içindir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.
Şüphesiz biz onlara özel bir ihsanda bulunduk. O da kalpleri daima ahiret yurdunu hatırlayan, ona salih ameller ile hazırlanan ve insanları da ahiret için amel etmeye davet eden ihlâslı kimseler kıldık.
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık.
Âhiret yurdunu hatırda tutmadaki samimiyetleri sayesinde onları günahlardan arındırdık.
Çünkü biz, onları, ahiret yurdunu anmaktan ibaret pak bir hasletle hâlis (insanlar) kıldık.
Biz onlari ahiret yurdunu dusunen, icten bagli kimseler kildik.
Şüphesiz biz, onları katıksız olarak Âhiret yurdunu düşünen hâlis kişiler kıldık.
Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
Çünkü biz onları katkısız (şaibesiz) bir hasletle — ki (bu dâima) yurd (ları) nı hatırlama (ları ve onun için çalışmaları) dır — haalis (insanlar) yapdık.
Çünki biz onları, hâlis (bir haslet) olan âhiret düşüncesiyle ihlâslı (kimseler) kıldık.
Doğrusu Biz, onları ahiret yurdunu samimiyetle düşünen kimseler kıldık.
(45-46) Ve kuvvetler ve basiretler sahipleri olan kullarımız İbrahim’i ve İshak’ı ve Ya’kub’u da an. Şüphe yok ki, Biz onları dar-ı ahireti düşünme hasletiyle mümtaz, ihlâs sahipleri kılmıştık.
Biz onları Ahiret yurdunu düşünen, gönülden bağlı kullar yaptık.
Biz onları özellikle âhiret yurdunu düşünen ihlâslı kişiler kıldık.