139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
﴿١٣٩﴾
Kâfirlerle savaşmaktan gevşemeyiniz zayıf kalmayınız. Ve Uhud'da-size isabet eden şeye de üzülmeyiniz ve sizler onlara gâlip gelmekle en yüksekte olanlarsınız. Eğer bi-hakkın mü'minler iseniz. Bu şartın cevabının üzerine mâ kablinin bütünü delâlet etmektedir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Gevşemeyin, üzülmeyin, iman edenlerden iseniz, mutlaka siz en üstünsünüz.
-Ey Müminler!- Acizlik göstermeyin! Uhud günü başınıza gelenlerden dolayı üzülmeyin, bu size yakışmaz. Sizler imanınızdan ötürü üstün olanlarsınız. Şayet Allah'a ve muttaki kullarına vadettiğine iman eden kimseler iseniz, Allah'ın desteği ve yardımını ummanızdan dolayı üstün olan sizlersiniz.
Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.
Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.
Ey müminler, savaştan gevşemeyin ve Uhud bozgununa üzülmeyin. Hâliniz onlardan netice itibariyle çok yüksektir; eğer gerçekten (vâdimize) inanıyorsanız.
Gevsemeyin, uzulmeyin, inanmissaniz, mutlaka siz en ustunsunuzdur.
Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız elbette sizler üstünsünüzdür.
Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
(Ey mü’minler), gevşemeyin, mahzun olmayın, Siz eğer (gerçekden) mü’min iseniz (düşmanlarınıza gaalib ve onlardan) çok üstünsünüzdür.
O hâlde gevşemeyin ve üzülmeyin! Eğer (gerçekten) mü`min kimseler iseniz, en üstün olanlar sizsiniz!
Gevşemeyin, üzülmeyin, gerçekten inanmışsanız, mutlaka siz üstünsünüz.
Ve fütur getirmeyiniz ve mahzun olmayınız ve siz mü’minler iseniz çok yükselmiş olanlar ancak sizlersiniz.
Sakın gevşemeyiniz, karamsarlığa kapılmayınız. Eğer mümin iseniz üstün gelecek olan taraf sizlersiniz.
Sakın yılmayın, üzüntüye kapılmayın, eğer iman ediyorsanız mutlaka üstün gelirsiniz!
Aynı konudaki âyetler: Âl-i İmrân 123, Âl-i İmrân 148, Ra'd 41, Enbiyâ 105, Nûr 55
Nevvâs İbnu Sem'an anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kıyâmet günü Kur'ân-ı Kerim ve ona dünyada iken sahip çıkıp onunla amel edenler getirilirler. Bu gelişte, Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri Kur'ân-ı Kerîm'in önünde yer alırlar." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir iki sure için üç teşbihte bulundu ki, bir daha onları unutmadım. Şöyle demişti: "Onlar sanki iki bulut veya aralarında nur ve aydınlık olan iki siyah gölgelik veya sahiplerini müdafaa vaziyeti almış saflar halinde iki kuş sürüsü gibidirler." Müslim, Müsafirin: 253, (305); Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân: 5, (2886) "Allah'ın en büyük ismi (İsm-i âzamı) -ki Allah, onunla kendisine dua edilince isâbet buyurur, onunla bir şey istenince verir- şu üç suredir: el-Bakara, Âl-i İmrân ve Tâ-Hâ sureleri. Râvi Ebu Ümâme ilâve ediyor: "Ben o ism-i âzam'ı aradım, el-Bakara suresindeki Ayetü'l-Kürsî, Al-i İmrân suresindeki Elif-Lâm-Mim Allahu Lâ ilâhe illâ hüve'lhayyul'lkayyum ve Tâ-Hâ suresindeki: ve anati'lvücûhi li'lhayyi'lkayyûm ayetlerinde (Tâ-Hâ: 20/111) buldum (yâni ism-i âzam Hayy ve Kayyûm isimleridir.)