10. (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
10. (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
﴿١٠﴾
Hiç bir hısım, bir hısmını, hiç bir yakın, bir yakınını soramayacak. Çünkü her biri kendi derdiyle meşguldür.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Hiçbir yakın bir yakınını soramaz.
Hiçbir yakın dost hiçbir yakınının halini sormaz bile. Çünkü herkes kendisiyle meşguldür.
Dost, dostu sormaz.
Dost dostunun halini sormaz olur.
Hiç bir yakın (akraba), bir yakına halini sormaz.
Hic bir dost diger bir dostunu sormaz.
Candan hiçbir dost, candan bir dostunu sormaz.
Dost dostun halini soramaz.
hiçbir hısım bir hısımı sormayacak.
Ve (o günün dehşetinden) bir dost, bir dostu(n hâlini) sormaz!
Hiç bir yakın bir yakınını sormaz.
(9-10) Dağlar da atılmış rengârenk yün gibi olacaktır. Hiçbir dost da bir dostu sormaz.
Dost dostun halini sormaz.
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun hâlini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Mekke döneminin baslarinda, Hâkka sûresinden sonra indirilmistir. Adini, üçüncü ayetinde geçen ve “yükselme dereceleri” anlamina gelen “el-Meâric” kelimesinden almistir. 44 ayettir.