9. Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?
9. Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?
﴿٩﴾
Yoksa sen Ashâb-ı Kehf dağındaki mağara da bulunanlar ile Rakim'i Ashâb-ı Kehf'in isimlerinin ve neseplerinin yazılı bulunduğu levha sahiplerini bizim âyetlerimiz arasından kıssaları konusunda bir acibe (garip) olduklarını mı sandın? “Aceben” kelimesi: Kane fiilinin haberi, ondan önce geçen “ min ayatina “ ise hâldir. Yani diğer geri kalan mu'cizelerimiz değil de onlar (mı sandın). Kıssaları konusunda acayip (harikulade) idiler. Yahut onların kıssaları mu'cizelerimizin en harikuladesidir (mi sandın) (Hayır) iş böyle değildir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Kehf ve Rakim ehlini (n başına gelenleri) (tek) şaşılacak ayetlerimizden sanma!
-Ey Resul!- Sadece Ashâb-ı Kehf'in ve isimlerinin yazılı bulunduğu levhanın kıssasının şaşılacak ayetlerimizden olduğunu zannetme. Bilakis göklerin ve yerin yaratılışı gibi diğerleri daha çok şaşılacak şeylerdir.
(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun?
Yoksa sen, bizim âyetlerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakīm’i mi şaşırtıcı buldun?
Yoksa, (ey Rasûlüm), uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashâbı, bizim mûcizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? (Kehf: Geniş mağaraya denir. Rakîm: uykuya dalanların köy adı ve köpeklerinin adıdır. Bir rivayette de uykuda kalanların adlarının yazılı bulunduğu kitabın ismidir).
Yoksa sen Magara ve Kitap ehlini sasilacak ayetlerimizden mi zannettin?
Yoksa sen mağara ve yazılı levha sahiplerini bizim şaşılacak âyetlerimizden mi sandın ?
Yoksa sen Ashab-ı Kehf’i ve Rakim’i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
(Habîbim) sen, bizim âyetlerimiz içinde (yalınız) Kehf ve Rakıym yaranının ibrete şayan olduklarını mı sandın? (öyle değil).
(Habîbim, yâ Muhammed!) Yoksa gerçekten (sâdece) Ashâb-ı Kehf ve Rakim`inmi şaşılacak âyetlerimizden olduklarını sandın?
Yoksa; sen, mağara ve kitabe ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
Yoksa sandın mı ki Ashâb-ı Kehf ile Rakım, bizim âyetlerimizden bir aceb şey olmuşlardır?
Sen «Ashab-ı Kehf» ve «Ashab-ı Rakım» olayının, bizim şaşırtıcı mucizelerimizden biri olduğunu mu sanıyorsun?
Ne o, yoksa sen, bizim âyetlerimiz içinde yalnız Ashab-ı Kehf ve Rakîm’in mi ibrete şayan olduklarını sandın? İş öyle değil!