2. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.
2. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.
﴿٢﴾
Hamd, yüce Allah'a mahsustur. Bütün yaratıklarca yapılan hamdlerin tamamının sâhibi veya mahlûkatın hamdlerine müstahak O’dur. “ Allah” lâfzı, hak ile ibâdet olunan zata bir alemdir. O, âlemlerin Rabbidir. Mahlûkatın tamamının; insanların, cinlerin, meleklerin, hayvanların ve diğer yaratıkların sâhibidir. Bu yaratıkların her birine “âlem” lâfzı kullanılır. (Meselâ) insanlar âlemi, cinler âlemi ve diğer âlemler.....diye söylenir. Hamd, yüce Allah'a mahsustur. Bu bir haber cümlesidir. Yüce Allah'ı sena etmek kastedilmiştir. “Âlem” lâfzının ya ve nûn ile cemilenmesinde “ ilim sahipleri “ diğer âlemler üzerine tağlib edilmiştir. Kip olarak ” alâmet” kökünden gelir. Çünkü her âlem, yaratanına alâmettir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Hamd, alemlerin Rab'bi Allah'a mahsustur.
Mutlak övgü, yücelik ve kemal sıfatlarındaki bütün övgüler yalnızca Allah içindir. O her şeyin Rabbi, yaratıcısı ve idare edenidir. Âlemler, âlem kelimesinin çoğuludur ve Allah Teâlâ'nın dışındaki her şeydir.
Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
(Ezelden ebede kadar) bütün olmuş ve olacak hamd ve sena (övgü) tam ve kemaliyle âlemlerin (yegâne) yaratıcısı, besleyip kemale erdiricisi olan Allah’adır.
Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
(2-3-4) Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm, ceza (hesap görülecek, karşılık verilecek) günün yegâne sahibi Allah’a mahsûstur.
Hamd o âlemlerin Rabbi,
(1-2-3) Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Dîn günü’nün (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allaha.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah`a mahsustur.
Hamd; alemlerin Rabbı Allah’a mahsustur.
(2-4) Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm olup, ceza gününün mâliki olan Allah Teâlâ’ya mahsustur.
Hamd, tüm alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır.
Aynı konudaki âyetler: Hicr 34, Şuarâ 82, Sâffât 20, Sâd 78, Zâriyât 12
Resûl-i Ekrem (s.a.s) sahâbe-i kirâmdan Ebû Saîd b. Muallâ'ya, "Mescitten çıkmadan önce sana Kur'an-ı Kerim'deki en büyük sûreyi bildireceğim." demişti. Namazın ardından ona şöyle buyurdu: "Bu sûre, yedi ayetten oluşan, namazlarda tekrar tekrar okunan Fâtiha sûresidir." (Buhârî, Tefsîr, (Fâtiha), 1.) "Fatiha'yı okumayanın namazı yoktur." (Buhârî, Ezan, 95.) Fatiha sûresi Kuran-ı Kerim'in ilk sûresi olduğu için "başlangıç" anlamına gelen "Fâtiha" adını almıştır.7 ayetten oluşmakta olup Mekke'de nazil olmuştur. Sûrenin ayrıca, "Ümmü'l-Kitab" (Kitab'ın özü) "es-Seb'ul-Mesânî" (Tekrarlanan yedi âyet) , "el-Esâs","el-Vâfiye", "el-Kâfiye", "el-Kenz", "eş-Şifâ", "eş-Şükr" ve "es-Salât" gibi başka adları da vardır.