1. Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
﴿١﴾
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kavmini çağırıp şöyle der: “Ben sizi şiddetli bir azâbdan önce uyaran biriyim“ Bunun üzerine amcası Ebû Leheb, “yok olasın, bizi bunun için mi çağırdın? ” deyince şu âyetnâzil oldu. Ebû Leheb'in elleri kendisi hüsrana uğrayıp kurusun! Ve kendisi hüsrana uğrayıp kurudu da. Âyet-i kerîme’de mecaz yoluyla Ebu Leheb'in kendisi iki el ile ifade edildi. Çünkü birçok işler iki el ile yapılır, Birinci"Tebbed (Bed)dua cümlesidir. İkincisi ise haber cümlesidir. Nitekim "Allah onu yok etsin, zaten yok oldu da" denilir.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Elleri kurusun Ebu Leheb’in, kurudu da.
Yaptıklarının verdiği zararlardan ötürü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in amcası Abdulmuttalib oğlu Ebu Leheb'in elleri kurusun! Çünkü o, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e eziyet ediyordu. Ve çabası da boşa çıktı.
Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).
Ebû Leheb’in elleri kurusun! Kurudu zaten.
Elleri kurusun, Ebû Leheb’in... Zaten kurudu, mahvoldu o... (Çünkü kendisini, peygamber imana davet ettiği zaman, Allah’ın peygamberine beddua etmişti o.)
Ebu Leheb’in elleri kurusun; kurudu da!
Kurusun iki eli Ebû Leheb’in, (nasıl ki kendisi de) kurudu.
Ebu Leheb’in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
«Ebû Leheb» in iki eli kurusun. (Kendisi de) kurudu (helak oldu ya).
Ebû Leheb`in iki eli kurusun; kurudu da!
İki eli kurusun Ebu Leheb’in ve yok olsun.
Ebû Leheb’in iki eli helâk oldu, kendisi de hüsrâna uğradı.
Ebu Leheb’in iki eli kurusun, kurudu da!
Kurusun Ebû Leheb’in elleri. Zaten de kurudu!
Aynı konudaki âyetler: Tebbet 4
Mekke döneminin henüz baslarinda, Fâtiha sûresinden sonra indirilmistir. Ilk nazil olan sûreler arasinda yer almaktadir. Adini, son kelimesi olan ve “Hurma lifinden bükülmüs ip, urgan, kalin halat” anlamina gelen “Mesed” kelimesinden almistir. Tebbet ve Leheb adlariyla da bilinen sûre, 5 ayettir.Ebû Leheb, Peygamber’in öz amcasiydi. Fakat sahip oldugu güç ve servetiyle kibre kapilarak Islâm çagrisini reddetmisti. Basindan beri Peygambere siddetli muhâlefet göstermis ve onun çagrisinin insanlara ulasmamasi için elinden geleni yapmisti. Allah katinda üstünlük ölçüsünün mal ve servet degil, ahlâk ve erdemlilik oldugunu ifâde eden Islâm prensibi, onun bu dine düsman olmasinin en büyük sebebiydi. Ebû Leheb’in, Islâm’a düsmanlikta kendisinden hiç de geri kalmayan Ümmü Cemil adinda bir karisi vardi. Mekke “sosyetesinin” en parlak simalarindan biri olan ve Peygambere duydugu kin ve öfke yüzünden onun evinin önüne ve geçtigi yollara dikenler atacak derecede azginlasan bu kadin, ayrica, mücevherlerle süslü degerli bir kolyesini Müslümanlara karsi savasta kullanilmak üzere Kureys ordusuna hibe etmisti. Hz. Peygamber, yakinlarini açikça uyarma görevini (26. Suarâ: 214) alinca, Kâbe’nin hemen yanindaki Safâ tepesine çikip her kabîleyi ismi ile çagirarak söyle seslendi: “Size ‘Su dagin arkasinda düsman askerleri saldirmak üzere bekliyor!’ desem bana inanir miydiniz?” Onlar da “Evet!” diye cevap verdiler, “Çünkü sen hiçbir zaman yalan söylemezsin!” Bunun üzerine Peygamber, “O hâlde, sizi kiyâmet ve âhiret gerçegi ile uyariyorum!” deyince, dinleyiciler arasinda bulunan Ebû Leheb, “Yaziklar olsun sana, bizi bunun için mi buraya topladin!” diyerek yerden tas-toprak almis, Hz. Peygamber’e atarak yüz çevirip gitmisti. Kisa bir süre sonra, bu sûre nazil oldu.