2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.
2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.
﴿٢﴾
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Leheb'i azâb ile tehdit edince, Ebû Leheb şöyle dedi, “ eğer kardeşimin oğlunun dediği şey doğru ise, çoluk çocuğumu ve malımı fidye olarak verip azâbtan kendimi kurtarırım“ Bunun üzerine şu âyet indi. Ne malı fayda verdi ona, ne kazancı çocuğu. Âyet-i kerîme’de geçen ”eğna" fiili “yuğni" (fayda vermeyecek) mânâsındadır.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Ona, malı ve kazandıkları fayda vermedi.
Sahip olduğu malı ve çocukları ona ne fayda verecekler ki? Onun herhangi bir azabını engelleyemedikleri gibi ona bir iyilik de kazandıramadılar.
Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).
Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı başka şeyler.
Ne malı fayda verdi ona, ne kazandığı...
Mali ve kazandigi kendisine fayda vermedi.
Ne malı ona fayda verdi, ne kazandığı...
Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
Ona ne malı, ne kazandığı fâide vermedi.
Ona, ne malı fayda verdi ne de kazandığı!
Malı ve kazandığı ona fayda vermedi.
Ona ne malı bir zenginlik verdi ve ne de kazandığı şey.
Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi.
Ona ne malı, ne de yaptığı işler fayda verdi!
Mekke döneminin henüz baslarinda, Fâtiha sûresinden sonra indirilmistir. Ilk nazil olan sûreler arasinda yer almaktadir. Adini, son kelimesi olan ve “Hurma lifinden bükülmüs ip, urgan, kalin halat” anlamina gelen “Mesed” kelimesinden almistir. Tebbet ve Leheb adlariyla da bilinen sûre, 5 ayettir.Ebû Leheb, Peygamber’in öz amcasiydi. Fakat sahip oldugu güç ve servetiyle kibre kapilarak Islâm çagrisini reddetmisti. Basindan beri Peygambere siddetli muhâlefet göstermis ve onun çagrisinin insanlara ulasmamasi için elinden geleni yapmisti. Allah katinda üstünlük ölçüsünün mal ve servet degil, ahlâk ve erdemlilik oldugunu ifâde eden Islâm prensibi, onun bu dine düsman olmasinin en büyük sebebiydi. Ebû Leheb’in, Islâm’a düsmanlikta kendisinden hiç de geri kalmayan Ümmü Cemil adinda bir karisi vardi. Mekke “sosyetesinin” en parlak simalarindan biri olan ve Peygambere duydugu kin ve öfke yüzünden onun evinin önüne ve geçtigi yollara dikenler atacak derecede azginlasan bu kadin, ayrica, mücevherlerle süslü degerli bir kolyesini Müslümanlara karsi savasta kullanilmak üzere Kureys ordusuna hibe etmisti. Hz. Peygamber, yakinlarini açikça uyarma görevini (26. Suarâ: 214) alinca, Kâbe’nin hemen yanindaki Safâ tepesine çikip her kabîleyi ismi ile çagirarak söyle seslendi: “Size ‘Su dagin arkasinda düsman askerleri saldirmak üzere bekliyor!’ desem bana inanir miydiniz?” Onlar da “Evet!” diye cevap verdiler, “Çünkü sen hiçbir zaman yalan söylemezsin!” Bunun üzerine Peygamber, “O hâlde, sizi kiyâmet ve âhiret gerçegi ile uyariyorum!” deyince, dinleyiciler arasinda bulunan Ebû Leheb, “Yaziklar olsun sana, bizi bunun için mi buraya topladin!” diyerek yerden tas-toprak almis, Hz. Peygamber’e atarak yüz çevirip gitmisti. Kisa bir süre sonra, bu sûre nazil oldu.