بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
﴿١﴾ ﴿٢﴾ ﴿٣﴾ ﴿٤﴾ ﴿٥﴾
Mekke döneminin henüz baslarinda, Fâtiha sûresinden sonra indirilmistir. Ilk nazil olan sûreler arasinda yer almaktadir. Adini, son kelimesi olan ve “Hurma lifinden bükülmüs ip, urgan, kalin halat” anlamina gelen “Mesed” kelimesinden almistir. Tebbet ve Leheb adlariyla da bilinen sûre, 5 ayettir.Ebû Leheb, Peygamber’in öz amcasiydi. Fakat sahip oldugu güç ve servetiyle kibre kapilarak Islâm çagrisini reddetmisti. Basindan beri Peygambere siddetli muhâlefet göstermis ve onun çagrisinin insanlara ulasmamasi için elinden geleni yapmisti. Allah katinda üstünlük ölçüsünün mal ve servet degil, ahlâk ve erdemlilik oldugunu ifâde eden Islâm prensibi, onun bu dine düsman olmasinin en büyük sebebiydi. Ebû Leheb’in, Islâm’a düsmanlikta kendisinden hiç de geri kalmayan Ümmü Cemil adinda bir karisi vardi. Mekke “sosyetesinin” en parlak simalarindan biri olan ve Peygambere duydugu kin ve öfke yüzünden onun evinin önüne ve geçtigi yollara dikenler atacak derecede azginlasan bu kadin, ayrica, mücevherlerle süslü degerli bir kolyesini Müslümanlara karsi savasta kullanilmak üzere Kureys ordusuna hibe etmisti. Hz. Peygamber, yakinlarini açikça uyarma görevini (26. Suarâ: 214) alinca, Kâbe’nin hemen yanindaki Safâ tepesine çikip her kabîleyi ismi ile çagirarak söyle seslendi: “Size ‘Su dagin arkasinda düsman askerleri saldirmak üzere bekliyor!’ desem bana inanir miydiniz?” Onlar da “Evet!” diye cevap verdiler, “Çünkü sen hiçbir zaman yalan söylemezsin!” Bunun üzerine Peygamber, “O hâlde, sizi kiyâmet ve âhiret gerçegi ile uyariyorum!” deyince, dinleyiciler arasinda bulunan Ebû Leheb, “Yaziklar olsun sana, bizi bunun için mi buraya topladin!” diyerek yerden tas-toprak almis, Hz. Peygamber’e atarak yüz çevirip gitmisti. Kisa bir süre sonra, bu sûre nazil oldu.