17. Haydi, taraftarlarını çağırsın.
17. Haydi, taraftarlarını çağırsın.
﴿١٧﴾
O vakit çağırsın meclisini meclis arkadaşlarını çağırsın. “ Nadi “ Bir kavmin, bir şey konuşmak üzere toplandıkları meclise denir. (Rivayete göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İbrâhîm (aleyhi's-selâm)'in makamında (Bu gün buna parlamento, kongre, kurultay gibi isimler verilmektedir.) namaz kılarken, yanına Ebû Cehil geldi ve şöyle dedi: “ ey Resûlüm Muhammed! Ben sana o namazı kılma demedim mi? ) Ebû Cehil Hazreti Peygamberi namazdan men ettiği vakit Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu sert bir şekilde azarlayınca, Ebû Cehil, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, “Vallahi bu vadide (Mekke'de) benden daha çok taraftarı olan bir adamın olmadığını sen de bilmektesin. Muhakkak sana karşı dilersem bu vadiyi çıplak atlarla ve tüysüz delikanlılarla doldururum. “ demişti.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Haydi çağırsın meclisini.
Başının önünden cehenneme doğru yakaladığımızda, aile halkını ve aşiretini onu azaptan kurtarmaları için onlardan yardım isteyerek çağırsın bakalım.
Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), o yalancı, günahkâr alından (perçemden) yakalarız (cehenneme atarız). O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın. Biz de zebânîleri çağıracağız. Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!
O hemen kurultayını çağırsın.
O vakit, (kendisine yardım için) taraftarlarını çağırıb toplasın.
O zaman, kafadarlarini cagirsin,
Artık o yandaşlarını çağırsın.
O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
O vakit (durmasın) meclisini da’vet etsin!
O zaman çağırsın (bakalım) meclisini!
Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.
Artık, o, encümeni çağırsın.
O zaman gitsin de taraftarlarını çağırsın.
İstediği kadar grubunu yardıma çağırsın!
Bu surenin ilk bes ayeti, Hz. Peygamber’e vahyedilen ilk Kur’an ayetleridir. Geri kalan ayetler bir yil sonra nazil olmustur. Adini, ikinci ayetinde geçen ve “kan pihtisi seklinde bir yere yapisip duran sey” anlamina gelen “Alak” kelimesinden almistir. 19 ayettir.Hz. Isa’dan takriben alti asir geçmisti. Daha önceki elçilerin getirdigi mesaj, Yahudilik ve Hristiyanlik adi altinda tamamen yozlastirilmis, özünden saptirilarak taninmaz hâle gelmisti. Zulüm ve haksizlik yeryüzünü kusatmis, ahlâkî degerler bozulmus ve ilâhî vahiyden uzaklasan insanlik, korkunç bir bunalimin pençesine düsmüstü. Iste insanoglu böyle adim adim felâkete dogru sürüklenirken, Hicretten 13 yil önce, Miladi 610 yilinda, Ramazan ayinin bir gecesi, Kadir Gecesinde ilâhî rahmet yeniden tecelli etti. Sonsuz ilim, kudret, rahmet ve merhamet sahibi Allah, “Oku!” emriyle baslayan ve bizzat kendi korumasi altinda kiyamete kadar insanliga yol gösterecek olan Son Mesaji Kur’an-i Kerim’i göndererek, bütün dertlere, sikintilara, bunalimlara son veren, insani dünya ve ahirette gerçek anlamda huzura, mutluluga ulastiran biricik çözüm yolunu gösterdi: Açiklama 2:'Oku! Yaratan Rabbinin adiyla' ayeti bunlardan birisi ve ilkiydi. Ayet kisa ama çok önemli bilgi ve mesajlar içeriyordu. Bu ayet 'yaratanin adiyla' veya 'Allah’in adiyla' biçiminde degildi; eger böyle olsaydi mesaj çok degisirdi. Bu iki ifadeyle de müsriklerin yanlis inançlarina müdahale söz konusu olmazdi. Çünkü, müsrikler yaratana ve yaratan olarak Allah'a inaniyorlardi. Yine ayni ayet 'Rabbinin adiyla' biçiminde olsaydi, bu da müsrik inancindaki yanlisligi, en azindan ilk planda anlasilan muhtevasiyla tashih etmeyecekti. Çünkü müsrikler arasinda yaygin kullanilan ve anlasilan biçimiyle rabb olanlar Allah'tan baska seyler veya kisiler olduguna göre, müsrikler bununla kendi inançlarinin tasdik edilmis oldugunu düsüneceklerdi. Ancak ayet daha farkli biçimdeydi. Ayette 'Yaratan Rabbinin adiyla' deniliyordu. Bu mevcut inanci toptan degistiren bir ifadeydi. Müsriklere göre, yaratan irade rabb degildi, rabb olanlar da yaratan degillerdi. O halde bu ayetin kendilerini, kendi insan rabblerini ifade etmedigi açikti. Ayette yaratma sifati rabbe degil, rabb sifati tamamiyla yaratana ait kiliniyordu; bir diger söyleyisle kendilerinin de inandiklari Allah'a. Müsriklerin inandiklari yanlis rabb anlayislari tamamiyla reddediliyor, yaratandan baskasina rabb sifatindan herhangi bir pay verilmemis oluyordu. Bu da demekti ki; Allah, her seyin rabbidir. Hiçbir sey onun egemenliginin disinda degildir."Celaleddin Vatandas, Hz Muhammed'in Hayati ve Islam Daveti