21. Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah'ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
21. Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah'ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
﴿٢١﴾
Bundan başka henüz elinize geçmemiş İran ve Romalılardan alınacak onların ileride sizlerin olacağını Allah bilmiştir. Allah her şeye kadirdir. Allah daima bunlarla muttasıftır. Âyet-i kerîme’de geçen “ uhra” kelimesi mukadder mübteda olan meğanım kelimesinin sıfatıdır.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onları Allah'ın (kudreti ile) kuşatmıştır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Allah, bundan başka sizin şu an güç yetiremediğiniz başka ganimetleri de sizlere vadetmiştir. Yüce Allah, tek başına buna güç yetirendir. O, Allah'ın ilminde ve yönetmesindedir. Allah, her şeye kadir olandır. O'nu hiçbir şey aciz bırakamaz.
Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onlar Allah'ın bilgi ve kudreti dahilindedir. Allah, her şeye kadirdir.
Henüz elde edemediğiniz başkaları da var. Kuşkusuz bunlar Allah’ın bilgisi ve gücü dahilindedir; şüphesiz Allah her şeye kādirdir.
Size, henüz elinizin ermediği diğer ganimetler de vermiştir. Fakat Allah onları ilmi ile kuşatmıştır. Allah ise her şeye kadirdir.
Bundan baska, sizin gucunuzun yetmedigi fakat Allah’in sizin icin sakladigi ganimetler de vardir. Allah her seye Kadir olandir.
Size başka ganimetler de va’detti ki, onlara henüz kudretiniz yetmemektedir ki, gerçekten Allah, o ganimetleri (ilmiyle kudretiyle) kuşatmıştır. Allah’ın kudreti her şeye yeter.
Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah’ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.
Size henüz güc yetiremediğiniz daha diğer (ganimet) ler de (vermişdir). Allah bütün onları (ilmiyle) hakıykaten kuşatmışdır, Allah her şey’e hakkıyle kaadirdir.
Henüz üzerlerine güç yetiremediğiniz (ganîmetlerden) başkası da vardır ki, Allah onları (ilim ve kudretiyle) gerçekten kuşatmıştır (onların sizin olacağını takdîr etmiş ve bilmiştir). Çünki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği ama Allah’ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Ve Allah; her şeye kadir olandır.
Ve bir başkası (da vaad buyurulmuştur ki) onların üzerine sizin gücünüz henüz yetmemiştir. Allah Teâlâ onları muhakkak ki kuşatmıştır ve Allah Teâlâ her şey üzerine bihakkın kâdir bulunmuştur.
Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ancak Allah’ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah her şeye kadirdir.
(20-21) Allah size daha başka birçok ganimet vâd etti. Onları ileride alacaksınız. Şimdilik size bunu verdi ve insanların ellerini sizden çekti ki müminler için Allah’ın teyidine bir delil ve ibret olsun ve sizi dosdoğru yola eriştirsin. Allah size henüz güç yetiremediğiniz ama Kendisinin (ilim ve kudretiyle) hazırladığı başka fetih ve ganimetler de vâd etti. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Aynı konudaki âyetler: Bakara 20, Bakara 106, Bakara 109, Bakara 148, Bakara 259
Hicretin altinci yilinda, Hz. Peygamberin Hudeybiye’den Medîne’ye dönüsü esnasinda indirilmistir. Adini, müminlere büyük bir zaferi müjdeleyen ilk ayetinden almistir. 29 ayettir.Hz. Peygamber, rüyasinda arkadaslariyla birlikte Mekke’ye gidip Kâbe’yi ziyaret ettigini görmüstü. Oysa o günlerde bunun gerçeklesmesi görünüste imkânsiz gibiydi. Çünkü Mekkeli müsrikler Müslümanlara Kâbe yolunu kapatmislardi. Daha bir yil önce Hendek savasinda Medîne’yi kusatma altina alan müsriklerin egemenligi altindaki Mekke’ye gitmek, intihardan farksiz görünüyordu. Fakat gördügü rüyanin ilâhî bir buyruk oldugunu bilen Peygamber, hiç tereddüt etmeden sefer hazirliklarina basladi. Bu arada, kendilerine katilmalari için civardaki müttefik kabîlelere de haber gönderdi. Ne var ki, onlar bu tehlikeli yolculugu göze alamadiklarindan, çesitli bahaneler öne sürerek gelemeyeceklerini bildirdiler. Böylece, 1400 kisilik gönüllülerden olusan ve üzerlerinde birer kiliçtan baska silah bulunmayan kafile, haccetmek için Mekke’ye dogru yola çikti.Kafilenin yaklastigini haber alan Mekkeliler, bütün Arap geleneklerini çigneyerek hacilarin sehre girisini engellemeye karar verdiler. Bunun için, iki yüz atlidan olusan bir süvari birligini Müslümanlarin yolunu kesmek üzere yola çikardilar. Bunu haber alan Peygamber derhal yolunu degistirdi ve son derece sarp ve issiz yollardan büyük zorluklarla geçerek Mekke yakinlarindaki Hudeybiye düzlügüne ulasip orada konakladi. Daha sonra, Mekkelilerin gönderdigi 80 kisilik bir askerî birlik Müslümanlarin kampina saldirida bulundu, fakat hepsi yakalanip esir edildi. Peygamber, iyi niyet gösterisi olarak bu esirleri serbest birakti. Buna ragmen müsrikler küçük birlikler göndererek Müslümanlari tahrik edip kanli bir savasin içine çekmek istedilerse de, her defasinda Peygamberin kararli tutumu ve Müslümanlarin sabir ve disiplini sayesinde amaçlarina ulasamadilar. Daha sonra Peygamber, savasmak için gelmediklerini, aksine Kâbe’yi ziyaret edip kurban kestikten sonra geri döneceklerini Mekkelilere bildirmek üzere Osman bin Affan’i Elçi olarak gönderdi. Hz. Osman’in Mekke’ye varisindan kisa bir süre sonra öldürüldügü söylentileri Müslümanlara ulasinca, Mekkelilerden topyekün bir saldiri bekleyen Peygamber, arkadaslarini bir agacin altinda topladi ve ölünceye kadar savasacaklarina dâir onlardan söz aldi. Fakat birkaç gün sonra, Hz. Osman’in öldürülmedigi ve Mekkelilerin anlasmaya hazir olduklari anlasildi. Böylece, iki taraf arasinda sürdürülen uzun görüsmelerin ardindan, Hudeybiye Baris Antlasmasi imzalandi. Buna göre:1. On yil süreyle iki taraf arasinda ateskes yapilacak ve bir taraf digeri aleyhinde gizli veya açik hiçbir faaliyette bulunmayacakti.2. Müsriklerin velâyeti altinda bulunan bir kisi —ki antlasma metninde “racul” yani adam kelimesiyle ifade edilmisti— Mekke’den kaçip Medîne’ye sigindigi takdirde velisine iade edilecek, fakat Medîne’den kaçip Mekke’ye siginanlar Müslümanlara iade edilmeyecekti.3. Arap kabîleler, taraflardan birini seçerek bu anlasmaya katilabileceklerdi.4. Müslümanlar bu yil Kâbe’yi ziyaret etmeden geri dönecekler, ancak gelecek yil gelip Mekke’de üç gün kalacaklardi. Peygamberin imzaladigi bu sartlar, Müslümanlari büyük bir hayal kirikligina ugratmisti. Özellikle ikinci maddeyi büyük bir haksizlik ve zillet olarak görüyorlardi. Bütün bunlarin ötesinde, Peygamberin gördügü rüyanin gerçeklesmemis olmasi onlari derinden yaralamisti. Çünkü Peygamber rüyasinda Kâbe’yi ziyaret ettiklerini görmüs, fakat Mekke’ye ayak bile basamadan geri dönmek zorunda kalmislardi. Oysa bu konuyu degerlendirirken, su ince noktayi gözden kaçiriyorlardi: Onlara bu ziyaret müjdelenmis, ama bunun o yil gerçeklesecegi söylenmemisti. Zaten sadik rüyalar bazen bir gün, bazen bir yil, bazen de yillar sonra gerçeklesir. Yûsuf Peygamberin rüyasi da uzun yillar sonra gerçeklesmisti. Nitekim, Hz. Peygamberin rüyasi ertesi yil gerçeklesti ve müminler, aynen rüyada haber verildigi gibi Kâbe’yi ziyaret ettiler. Böylece, Peygamberin açik bir mûcizesi daha gerçeklesmis oldu. Öte yandan, Müslümanlarin baslangiçta agir bir yenilgi ve zillet olarak degerlendirdikleri baris antlasmasinin, aslinda —Allah’in yillar öncesinde buyurdugu gibi— muhtesem bir zafer oldugu, daha sonra gelisen olaylarla açikça ortaya çikti. Söyle ki: 1. Bu antlasmayla birlikte, Arabistan’da Islâmî bir yönetimin varligi ilk defa resmen kabul edilmis oluyordu. 2. Bu antlasma sayesinde, Mekkelilerin propagandasi yüzünden Arabistan’daki kabîlelerin gönlünde Islâm aleyhinde yerlesmis olan kin ve nefret duygulari biraz olsun dinmisti.3. Baris ortami, iki toplum arasindaki ticari ve kültürel alisverisi canlandirdi ve Müslümanlar, Arabistan’in en uzak noktalarina dagilarak süratle Islâm’i yaymaya basladilar. Öyle ki, Hudeybiye antlasmasindan önceki 19 yillik süre içerisinde Müslüman olanlarin toplam sayisi kadar insan, bundan sonraki iki yil içinde Islâm’a girmistir. 4. Peygamber, savasin durdurulmasindan sonra Medîne’de Islâm Devletini güçlendirerek, örnek bir Islâm toplumu olusturma imkani buldu. 5. Bu antlasma sayesinde ülkenin güney sinirlari emniyete alininca, Kuzey ve Orta Arabistan’daki kabîleler Islâm Devleti’nin hâkimiyeti altina girdiler.Bu antlasma sartlari içinde Müslümanlara en agir geleni, Mekke’den kaçarak Medîne’ye gelenlerin iade edilmesi, buna karsilik Medîne’den kaçip Mekke’ye gidenlerin iade edilmemesini öngören madde idi. Fakat kisa zaman sonra, bu madde de Mekkeliler aleyhine islemeye basladi. Söyle ki, anlasmanin yapilmasindan birkaç gün sonra, Ebu Basir isimli bir Müslüman, müsriklerin elinden kurtulup Medîne’ye ulasti. Hz. Peygamber, anlasma geregi onu Mekkelilere geri verdi. Fakat Ebu Basir, bir yolunu bulup, kendisini Mekke’ye götüren müsriklerin elinden kurtulup kaçti ve Kizildeniz sahilinde müsriklerin ticâret kervanlarinin geçtigi yol üzerinde yerlesti. Bu olaydan sonra Mekke’den kaçan her Müslüman, Ebu Basir’in kurdugu silahli birlige katildi. Nihâyet sayilari 70’i bulan bu insanlar, Mekke’deki bütün mal varliklarina el koyan Kureys müsriklerinin kervanlarina saldirilar düzenlemeye basladilar ve kisa bir süre sonra, Kureys’in ticareti durma noktasina geldi. Fakat Hudeybiye Antlasmasinin ilgili maddesi geregince, Peygamber bu Müslümanlardan sorumlu tutulamiyordu. Bu yüzden, bizzat Mekkelilerin ricasi üzerine, antlasmanin bu maddesi yürürlükten kaldirildi ve Ebu Basir ile adamlarinin Medîne’ye siginmasina müsaade edildi. Bütün bunlar, antlasmanin üzerinden daha iki yil geçmeden gerçeklesmisti. Oysa antlasmanin yapildigi günlerde, müsrikler bunun kendileri için büyük bir basari oldugunu düsünüyor, Müslümanlar ise agir bir zillete boyun egdiklerini zannederek Peygambere sitem ediyorlardi. Iste, Hudeybiye Antlasmasi’ni kendileri için agir bir yenilgi ve utanç verici bir zillet olarak degerlendiren Müslümanlar, büyük bir hayal kirikligi ve üzüntüyle Hudeybiye’den çikip Medîne’nin yolunu tutmuslardi ki, ilâhî direktiflerle imzalanan bu antlasmanin gerçekte muhtesem bir zafer oldugunu ve bu olayin, pes pese gelecek daha nice zaferlerin baslangici oldugunu müjdeleyen mübarek Fetih Sûresi nazil oldu: