77. Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
77. Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
﴿٧٧﴾
Onun için sen sabret! Elbette yüce Allah'ın onları azaplandıracağına dair vaadi haktır. Artık onlara vaadettiğimizin -ki, o da azaptır- bir kısmını eğer hayatında sana gösterirsek, bunu yapmış oluruz. Veya onları azaplandırmadan evvel seni kendimize alırsak o zaman da sadece bize döndürüleceklerdir ve biz onlara azâbın en çetinini uygularız. Âyet-i kerîme’de geçen “ İmma” lâfzında, In-i şartiyye ( “ma “ya) idgam edilmiştir. Ma, Zâide olup fiilin evvelindeki şart mânâsını, Nun da fiilin sonunu tekid etmektedir. Şartın cevabı ise mahzûfbir “ fezake “ cümlesidir. Ayrıca âyetin devamında zikredilen ” fe ileynâ.....“ cümlesi, sadece ma'tufa âit bir cevaptır.
Kaynak: Celâleyn Tefsiri
Sabret, kuşkusuz Allah’ın vaadi haktır. Biz onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, ya da seni vefat ettiririz. Ama neticede onlar, bize döndürüleceklerdir.
-Ey Resul!- Kavminin seni yalanlamasına ve eziyetlerine sabret. Allah'ın sana vadettiği üzerinde şüphe olmayan haktır. Bedir'de olduğu gibi onlara vadettiğimiz bazı şeyleri sen hayatta iken sana göstereceğiz ya da bundan önce seni vefat ettireceğiz. Kıyamet günü yalnız bize döndürülecekler. Yapmış oldukları amellerin karşılığını onlara vereceğiz. Ve onları içinde ebedî kalacakları ateşe sokacağız.
Onun için (Resûlüm), sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vâdi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni daha önce vefat ettiririz. Nasıl olsa onlar bize döneceklerdir.
Sen şimdi sabret; Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecek. Muhakkak ki biz, onlara vaktiyle bildirip uyarıda bulunduğumuz şeylerin bir kısmını (ölmeden) sana göstereceğiz, (bir kısmını da görmeden) seni vefat ettireceğiz; ama onlar da sonunda bize dönecekler!
Onun için (Ey Rasûlüm, kâfirlerin eziyetlerine) sabret. Elbette Allah’ın (sana olan zafer) vaadi bir gerçektir. Artık onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, yahud seni kendimize alsak da muhakkak onlar döndürülüp bize getirilecekler.
Sabret; suphesiz Allah’in verdigi soz gercektir. Onlara soz verdigimiz azabin bir kismini sana gosteririz veya seni oldururuz, nasil olsa onlarin donusu Bizedir.
(Ey Peygamber!) Sabret Şüphesiz ki, Allah’ın va’di hakktır Sana va’dettiğimizin bir kısmını el bette göstereceğiz veya senin ruhu nu alacağız. (Nasılsa) onların dönü şü bize olacaktır.
Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.
Onun için sen (Habîbim) sabret. Şübhesiz Allahın va’di bir gerçekdir. Binnetîce ya onlara etmekde olduğumuz tehdîdi (n tehakkukunu) kısmen sana göstereceğiz, yahud seni kendimize alacağız. Nihayet onlar ancak bize döndürülüb getirileceklerdir.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Artık sabret! Çünki Allah`ın va`di haktır. Böylece onları tehdîd ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, yâhut (göstermeden) seni vefât ettirsek de, sonunda (onlar) ancak bize döndürüleceklerdir.
Şu halde sen; sabret. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Onlara vaadettiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya senikendimize alırız. Nihayet onların dönüşü ancak Bizedir.
Artık sabret. Allah’ın vaadi, şüphe yok ki, hakdır. Onlara olan vaadimizin bazısını sana göstereceğiz veya senin ruhunu alacağız, nihâyet Bize döndürüleceklerdir.
Ey Muhammed! Sabret, şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bize’dir.
Sabret! Çünkü Allah’ın vâdi gerçektir. Biz onlara vâd ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, yahut senin ruhunu yanımıza alsak da, onlar mutlaka sonunda dönüp huzurumuza geleceklerdir.
"Kim sabaha çıkınca Ayetü'l-Kürsî ile Hâ-Mim tenzîlü'l-Kitab minallahi'l-Azîzi'l-Alîm suresinin evvelindeki iki ayeti okursa o gün akşama kadar (bela ve kazalardan) mahfuz kalır. Kim de akşama dâhil olunca onları okursa o gece sabahlayıncaya kadar mahfuz olur." Hadis-i Şerif