بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
﴿١﴾ ﴿٢﴾ ﴿٣﴾
Mekke döneminin baslarinda, Âdiyât sûresinden sonra indirilmistir. 3 ayettir.Bir insanin degerini, servetinin çoklugu, makaminin üstünlügü, mensup oldugu kabilenin gücü, evlatlarinin sayisi gibi dünyevi ölçütlere göre belirleyen inkarcilar, Allah Rasûlü’nü bu gibi özelliklere fazlaca sahip olmadigindan küçük görüyorlardi. Onlara göre, bu degerlerden yoksun biri Allah tarafindan Peygamberlikle onurlandirilmis olamazdi. Üstelik o, yasadigi toplumda üstünlük için en önemli deger yargisi olan erkek evladina da sahip degildi. Ogullari vefat etmisti. Ona tâbi olanlarin da çogu toplumun batil ölçülerine göre zayif ve hor görülen insanlardi. Bu yüzden düsmanlari ona, soyu kesik anlamina gelen “ebter” diyorlardi. Bununla Peygamberin hayir ve bereketten yoksun oldugunu, omuzladigi davanin kisa zamanda basarisizliga mahkum oldugunu kastediyor ve bunu siddetle arzu ediyorlardi. Oysa Peygambere “kevser” verilmisti. Yani ona Kur’an gibi bütün hayir ve bereketlerin kaynagi bahsedilmisti. Ayrica o, tertemiz bir ahlâka sahipti. Öyleyse o asla ebter olmayacakti. Onun davasi galip gelecek, ümmeti çogalacak, Allah, onun önünde kimseye nasip olmayan ufuklar ve imkanlar açacakti. Peygambere kin besleyenler yeryüzünden silinerek ebedî azaba göçüp gidecek; o yetim Peygamber ise gönüllerde taht kuracak, anneler çocuklarina onun adini verecek, onun davasina bas koyan milyonlarca insan ona tâbi olacakti. Hatta ona ebter diyenlerin çocuklari ve nesilleri de bu kervana katilacakti. Ve sonunda öyle de oldu. Iste, onun yasadigi yüce ahlâka sahip olan, onun ögrettigi Kur’an’i kendileri için bir yasam tarzina dönüstüren, onun gösterdigi hedeflere dogru yürüyen herkes, o kevserden bu dünyada nasibini almis demektir. Böylelerini kiyamette “Kevser Havuzu”, cennette ise “Kevser Irmagi” beklemektedir.